Arkeoloji Haberleri

Suudi Arabistan’daki bir lav tünelinde yapılan analiz, insanların orada en az 7.000 yıl önce yaşadığını ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, Umm Jirsan adı verilen lav tünelinin, Medine’nin yaklaşık 125 kilometre kuzeyinde, Harrat Khaybar adlı volkanik bir alanda bulunduğunu söylüyor. Burada kumaş parçaları, işlenmiş ahşap parçaları, evcilleştirilmiş hayvanların kayalara yapılmış tasvirleri ve dokuz insana ait iskelet kalıntıları gibi birçok şey bulundu. Bulgular, radyokarbon tarihlemesi ve optik olarak uyarılmış lüminesans tarihlemesine göre, insanların lav tünelini en az son 7.000 yıl önce ve muhtemelen 10.000 yıl öncesine kadar iskan ettiğini gösteriyor. Lav tüneli kalıcı bir yerleşim yeri olarak hizmet etmemiş gibi görünüyor. Bunun yerine, muhtemelen hayvancılık rotaları üzerinde yer alan ve çobanlar ve hayvanları için gölge ve suya erişim sağlayan bir alan olarak hizmet vermiş gibi görünüyor
Kaynak arkeofili

4 Beğeni

Augusta Antik Kenti, 1950’li yıllarda Seyhan Barajı inşaatı sırasında tespit edildi. Antik kente ait kalıntılar, suyun yaklaşık üç metre altında bulunuyor. Kalıntılar arasında, çeşitli binalar, sütunlar, hamam ve tiyatro gibi kamusal yapılar göze çarpıyor.


Sular cekildigi zamanlar Antik kendin bazı kısımları gözüküyor.
Bölgede, 1955’de dönemin Kültür Eski Eserleri Koruma Müdürlüğünün talimatlarıyla mimar arkeolog Mahmut Akok ve ekibi tarafından kısa süreli kazı yapıldı. Ancak baraj suları dolmak üzere olduğu için Mahmut Akok ve ekibine sadece 10 günlük bir süre verildi.

Bu çalışmada ekip kentin planlarını çıkardı. Bu tarihe kadar Kilikya’da böyle bir kentin varlığı antik kaynaklardan zaten biliniyordu fakat yeri tam olarak bilinmiyordu. Akok ve ekibinin tespit ettiği bu kalıntıların, Augusta’ya ait olduğunu kesin olarak kanıtlayacak arkeolojik ve epigrafik belgelere sahip olmamamıza rağmen, günümüzdeki bilim insanları; kentteki anıtsal yapılardan yola çıkarak, Roma Dönemi’ne ait konumlandırması yapılamamış başka bir Kilikia kenti bulunmamasından ve kentin nehir tanrısı tasvirli sikkelerinden dolayı, bu kalıntıların Augusta kentine ait olduğu konusunda fikir birliği içerisindeler.
Daha sonra ise kent sular altına gömüldü. Antik kentten geriye, Adana Müzesi’ndeki bir Medusalı Lahit, o döneme ait sikkeler ile arkeolog Mahmut Akok’un bıraktığı çizim, not ve fotoğraflar kaldı.


Mahmut Akok’un kazıları yaptıktan sonra yazdığı notların bir kısmı şu şekilde:

“Seyhan Barajı’nın göllenmiş olduğu sahada kalan ve bazı mütehassıs seyyahlarca Augusta Antik şehri olduğu beyan edilen örenin tetkikini, Maarif Vekaleti Eski Eserler ve Müzeler Umum Müdürlüğü bize havale etmişti. Sahaya suyun koyuverilmesinden 10 gün kadar evvel, yani 5-15 / 9 /1955 tarihleri arasında mahallinde bir inceleme yaptık. Bu ören Adana şehrinden 25 kilometre doğuda ve Seyhan Nehri’nin şimale uzanan kollarından biriyle, Kuruçay Vadisi’nin birleştiği kısımda ve çayın hasıl ettiği terasanın yarımada şekline girmiş bir düzlüğünde bulunmakta idi. Bugün bunlardan Karaömerli köyünün bir kısmı gölün kenarında kalmıştır, Gübe köyü ise (Antik kentin bulunduğu bölge) sular altındadır.”
Mahmut Akok tarafından yapılan araştırmada, antik kentin aslında zengin bir yerleşim yeri olduğu, kuzey-güney ve kuzeybatı yönlerine 1.000 ila 1.500 metre uzunlukta olduğu, kale surları ile çevrili olduğu, her biri 5,40 metre boyundaki mermer sütunlu yolla, 62 metre çapında oturum alanı olan açık hava tiyatrosuna sahip olduğu belirlendi.


Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nden Doktor Öğretim Üyesi Fatih Erhan, baraj inşaatı sırasında Amerikalı mühendislerin, hamam kalıntısı, tiyatro, sütunlu cadde gibi bir antik kentin içinde olması gereken yapıların ortaya çıkartıldığını, ancak kentin henüz tam olarak keşfedilemediğini söylüyor.

Fatih Erhan, “Kent, hem Yunan hem Anadolu kültürünün özelliklerine sahip. Büyük bir yapılaşma, o dönemde tiyatro yapılmış, demek ki bayağı bir nüfus var. Sütunlu cadde, doğu, kuzey ve güneyinde hamamlar, villalar bulunuyor. Bunlara ek olarak nekropolis yani mezarlık alanı var. Kendi başına bir antik kentte bulunması gereken tüm yapı stokuna sahip bir antik kent.” diyor.

Augusta Antik Kenti

MS 23-79 yılları arasında yaşamış olan Yaşlı Plinius, “Naturalist Historia” adlı eserinde, şehrin adını “Augusta” olarak yazmıştı. Plinius, Augusta’dan, Romalılaştırma politikası sonucunda kurulan Kilikya’daki şehirlerden biri olarak bahsediyor. İskenderiyeli coğrafyacı Claudius Ptolemy (MS 90–168) ve Bizanslı Stephanus (MS 6. yüzyıl) bu kent hakkında çeşitli bilgiler veriyor.

Roma ve Bizans kaynakları Augusta kentinden 7. yüzyıla kadar bahsederken, bu dönemden sonra metinsel kayıtlar bulunmuyor.

Augusta Antik Kenti, Augustus’un (MÖ 27-14) karısı ve Roma imparatoru Tiberius’un (MS 14-37) annesi Livia Drusilla’ya (MÖ 58–29) adanmıştı. Alanda ele geçen sikkeler MS 20 yılına tarihleniyor ancak muhtemelen kent daha erken bir tarihte kurulmuştu.

Sikkelerin varlığı kentin kurucusu olan İmparator Tiberius döneminde kentin önemini vurguluyor. Augusta’nın yükselişi MS 1. yüzyıl boyunca devam etti ancak MS 2. – 4. yüzyılları arasında bir düşüş yaşandı. yüzyıldan sonra Augusta, Bizans İmparatorluğu döneminde kentin artan önemini ve gücünü gösteren piskoposluk merkezi oldu. Augusta, güçlü konumunu MS 8-9. yüzyıllara, İslam ordusunun işgaline kadar sürdürmüş olmalı.
Talihsiz bir kenttir Augusta: Önce yüzyıllarca tarih sahnesinden silinmiş, yeri kaybolmuş, sonra yeniden keş- fedilmiş, ama günler içinde tamamıyla sular altına gömülmüştür. Buna rağmen, kentle ilgili antik kaynaklar, Gough’un yüzeyden araştırmaları, Akok tarafından yürütülen kazılardan elde edilen bilgiler ve kentin bastığı sikkeler, Augusta’yı tanımamıza yardımcı olmaktadır. Augusta tiyatrosuyla, sütunlu caddeleriyle, su yapılarıyla, hamamlarıyla, nekropolisi ve anıtsal mezar yapılarıyla tipik bir Roma İmparatorluğu Dönemi kentidir.” diyor Fatih Erhan.
KAYNAK Adana'da Sular Altında Bir Antik Kent: Augusta - Arkeofili

4 Beğeni

Yaklaşık 20.000 tablet bulundu ve okundu

Bugüne kadar Kültepe’de MÖ 2.000 yıllarına tarihlenen evlerde, 20.000’den fazla çivi yazılı tablet bulundu. Kazı başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, bu tabletlerin büyük bir kısmının okunduğunu, en azından içerikleri hakkında bilgi sahibi olduklarını söylüyor.

Kulakoğlu, “Kültepe’de tabletlerin bu kadar çok bulunmasının sebebi aslında ticaret. Yani para ile ilgili yapılan her işlem kayıt altına alınmış. Assur’dan çıkan kervanın yolda harcadığından başlayarak buraya gelişi, buradan başka şehirlere gidişi sırasında harcanan her şey yazılı olarak günümüze kadar ulaşmış. Ayrıca burada olan insanların birbirleriyle olan alacak verecek ilişkisi de kayıt altına alınmış ve şahitler huzurunda bunlar tutulmuş. Burası çok hareketli bir şehir, günümüzden 4.000 yıl öncesinde Metropolitan bir şehir. Yaklaşık 30.000 ila 50.000 insanın yaşadığı bir yerdi burası.” diyor.

“Buradaki belgelerin yüzde 99’u parayla ilgili. Tabii ki parayla ilgili konuların içeriğindeki bazı durumlarda sosyal hayatı da öğreniyoruz. Evlilik kontratlarından, boşanmadan, mirastan, noterlik belgelerine kadar her şey var.”

Anadolu’nun bilinen ilk şirketi

Kültepe’de bulunan tabletlerden bir kısmı Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Bunlardan biri de, bir şirketin kuruluşundan bahsediyor.

Söz konusu tablet, yaklaşık olarak 15 kilogram altın sermaye ile kurulmuş bir şirketten bahsediyor. Kulakoğlu’nun belirttiğine göre tabletteki bilgilerden yola çıkarak, 12 kişi bir araya geldiğini, herkesin farklı oranlarda altın vererek şirketin ortağı haline geldiğini anlıyoruz.

Bu şirketin sermayesini Amur İştar isimli tüccar 12 sene boyunca işletecekti. Kârın 3’te 1’i alıkonulacak, 3’te 1’i paylaşılacak şeklinde yürüyecek prosedür tayin edilmişti. Burada günü dolmadan şirket sermayesine koyduğu payı geri almak istediğiniz zaman bir kilogram altın yerine size yaklaşık dört kilogram gümüş verilecekti.

Prof. Dr. Kulakoğlu, “Aslında sermayeni günü gelmeden çekersen zarar etmiş oluyorsun. Yani 12 yıl gibi uzun bir süre sermayenin yerinde kalması garanti altına alınıyor. Bütün bu tabletteki konunun tamamı en sonunda ’şahitler huzurunda’ şeklinde mühür basılarak imzalanıyor. Burada çıkan tabletler MÖ 1950’li yıllardan sonraki dönemlere tarihlenen tabletler. Anadolu’da yazının ilk başladığı dönem. Doğal olarak da Anadolu’daki ilk şirketin beyan edilmesi, bir anlamda şirket senedi. Anadolu’da ilk defa burada karşımıza çıkıyor” diyor.

KAYNAK arkeofili.com

1 Beğeni

Erzurum’da 1995 yılında kaçak kazıda ortaya çıkan 5 metre 20 santim uzunluğundaki, gövde kısmında 5 sıra kazıma çizgiden oluşan kemeri, baş kısmındaki kabartmalı iri gözleri, açık tasvir edilen ağzı ile dikkat çeken yaklaşık 6 tonluk dikili taş, Erzurum Müzesi bahçesinde sergileniyor. Erzurum Müze Müdürü Arkeolog Hüsnü Genç’e göre taşın tarihi 10 bin yıldan daha eski olabilir.

KAYNAK arkeolojikhaber

3 Beğeni

Rumeli Hisarı’nın altında yeraltı geçidi bulundu: Gizli tünelin uzunluğu 125 metre


Rumeli Hisarı’nda devam eden restorasyon çalışmaları sırasında heyecan verici bir arkeolojik keşfe imza atıldı. Büyük fethin 571.yılında Hisar’ın altında, tünelin 125 metre uzunluğunda ve yer yer 1-1,5 metre ile 3-4 metreye ulaşan yüksekliğe sahip tünel bulundu. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, yeraltı geçidinin bulunduğu noktada keşifle ilgili açıklama yaptı ve alanda başka arkeoloji buluntularına da rastlandığını belirtti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Varlıkları Daire Başkanlığına bağlı İBB Miras ekipleri, Rumeli Hisarı’nda restorasyon çalışmaları sırasında 125 metrelik tünel buldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı’nın kente kazandırdığı İBB Miras, yaklaşık 600 yıllık tanıklığıyla İstanbul’un eşsiz güzelliklerinden olan; Fatih Sultan Mehmet’in şehre yadigarı Rumeli Hisarı’ndaki restorasyon çalışmasında heyecan verici bir keşfe imza attı. Büyük fethin 571. yılı olan 29 Mayıs 2024’te yer altında tünel yapısı buldu.

Blok alıntı

4 Beğeni

Diyarbakır’da 6 Şubat 2023’teki depremlerde hasar gören tarihi Hadım Ali Paşa Camisi’nin 20 yıl önce iç duvarlarından sökülerek çalınan ve İstanbul’da ele geçirilen 136 çini, restorasyonun ardından özgün yerlerine yerleştirilecek.

Diyarbakır’da Kahramanmaraş merkezli depremlerde hasar alan Hadım Ali Paşa Camisi bir yandan restorasyonla yenilenirken diğer yandan iç duvarlarından 20 yıl önce çalınan ve İstanbul’da bulunan çinilerine de kavuşuyor.

Merkez Sur ilçesi Ali Paşa Mahallesi’nde bulunan ve Osmanlı döneminde Diyarbakır Valisi olan Hadım Ali Paşa tarafından 1534-1537’de yaptırılan cami, tarihi geçmişi ve mimari yapısıyla kentin simge eserleri arasında yer alıyor.
Tarihi cami, 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde hasar gördü.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyeti ve korumasındaki camide başlatılan restorasyon, bilim heyeti nezaretinde yürütülüyor.
KAYNAK arkeolojikhaber.com

2 Beğeni

Bolu’da inşaat alanındaki temel kazma çalışmaları sırasında tarihi hamamın bulunduğu 3. derece sit alanında hummalı çalışma yürütülüyor. Bolu’nun tarihine yönelik araştırmalar yapan Ufuk Ak, “Dikkatlice kazılıyor. Ateşte pişirilmiş tuğlalar ve taşlarla örülmüş sıcak suların içeride gezebileceği kanallar da mevcut” dedi.


Akpınar Mahallesi’nde bir firma, 90 adet 1+1 daire yapmak için Mumcuoğlu Sokak’taki boş arazide temel kazma işlemi başlattı. Yetkili firma, 3. derece sit alanında bulunan boş arazide zemin etüt çalışması yürüttü. Yapılan çalışmalarda toprağın altında tarihi kalıntılara rastlandı. Firma yetkilileri tarafından durum Bolu Müze Müdürlüğü’ne bildirildi. Kazı alanına Müze Müdürlüğü personelleri gönderildi. Arkeologlar tarafından yapılan incelemelerin ardından bina yapım çalışması durduruldu. Toprağın altında kalan tarihi kalıntıların Roma dönemine ait hamam olduğu düşünülüyor. El oyması seramik eserlerinde bulunduğu kazıda çalışmalar devam ediyor.

“Roma dönemine ait kalıntılar ortaya çıktı”

Amatör tarih araştırmacısı Ufuk Ak, “Burada yapılan temel kazı çalışmalarında eski Roma dönemine ait kalıntılar ortaya çıktı. Kazının başında gözetmenlerimiz de var, Bolu Müzeler Müdürlüğünden iki arkadaşımız var. Onların dediklerine göre, burada hamam kalıntısı gözüküyor. Aynı zamanda Hisar Tepesi dediğimiz yerde Roma dönemine ait tapınak da mevcut ve sol tarafında tiyatro kalıntısı, kuzeydoğu cephesinde de bir kilise kalıntısı olduğu biliniyor. Güneyinde de stadyum kalıntısı mevcut ama onun dörtte üçü kaybolmuş zamanla ve dörtte biri kalmış” dedi.

“Bolu’nun kültür turizmi açısından çok büyük değeri var”

Bolu’nun eski bir tarihe sahip olduğunu aktaran Ufuk Ak, “Roma’nın en büyük hükümdarları arasında yer alan Hadrianus döneminde Bolu, ’Claudiopolis’ olarak adlandırılmış. Aslında Bolu’nun kültür turizmi açısından da çok büyük değeri var ama ne yazık ki bunu çok ön plana çıkaramıyoruz” diye konuştu.

“Sıcak suların içeride gezebileceği kanallar da mevcut”

Bugün bulunan tarihi hamamın çevresinde sıcak su kanallarının da görüldüğünü vurgulayan Ak, “Dikkatlice kazılıyor. Ateşte pişirilmiş tuğlalar ve taşlarla örülmüş sıcak suların içeride gezebileceği kanallar da mevcut. İnşaat çalışmalarına kazı yapıldıktan sonra devam edilecek. Değerli parçalar da Müzeler Müdürlüğüne teslim edilecek” ifadelerini kullandı.

KAYNAK: İHA

2 Beğeni